Ormanın Ağları, Bizim Ağlarımız - Ebru Bilir Yalçınkaya
Ağaçlar Nasıl Haberleşir, Biz Neden Haberleşemiyoruz?
1997 yılında, Kanada'nın nemli ormanlarında bir orman ekolojisti tuhaf bir deney yapıyordu. Suzanne Simard ve ekibi, huş ağaçları ile Douglas köknarlarının köklerine radyoaktif karbon izotopları veriyor, sonra topraktan gelecek sinyali bekliyordu. Bulunan şey literatürü sarsacaktı. Karbon, bir ağaçtan diğerine, toprağın altındaki mantar ağları üzerinden gidip geliyordu. Görünüşte birbirinin rakibi olan, aynı ışık ve suyu paylaşan iki tür, kökleri boyunca uzanan mikoriza ağı sayesinde birbirine besin gönderiyordu.
Simard'ın sonraki çalışmaları bu ağın rastgele olmadığını gösterdi. Ormanın en yaşlı, en köklü ağaçları, bugün "ana ağaçlar" diye anılıyor, genç fideleri bu ağ üzerinden besliyor, zayıf düşen komşularına kaynak aktarıyor, hatta ölmeden önce ürettiği karbonu bile ağa devrediyordu. Orman, tek tek ağaçların üst üste dizilmesinden ibaret değildi. Görünmeyen bir bağ dokusuyla birbirine tutunan tek bir organizmaydı.
Bu hikayeyi ilk duyduğumda aklıma hemen iş hayatı geldi. Çünkü biz de, kurumsal dönüşüm üzerine çalışırken, network kurmayı hâlâ bir kartvizit değişimi ya da LinkedIn bağlantısı gibi görüyoruz. Oysa ormandaki hikaye başka bir şey söylüyor. İlişki ağı, hayatta kalmanın kendisi.
Bireysel Tarafta: Kendi Ağınızı Kurmak
Bir yönetici koçluğu seansında sık duyduğum bir cümle var. "Networking'e vaktim yok, işim çok yoğun." Oysa mikoriza ağındaki ağaç da meşgul. Fotosentez yapıyor, büyüyor, hayatta kalmaya çalışıyor. Ama yine de o ağa bir kök payı ayırıyor, çünkü tek başına büyümenin bir sınırı olduğunu biliyor.
Kendi kariyerimde de aynı şeyi gördüm. Nörobilim ve felsefe zeminimden kurumsal dönüşüme, duygusal zekadan liderlik gelişimine uzanan bir yolda ilerlerken, beni asıl taşıyan şey tek bir uzmanlık alanı değil, farklı disiplinlerden insanlarla kurduğum bağlar oldu. Kişisel markanızı inşa ederken de aynı mantık işliyor. Herkese her şeyi anlatmaya çalışmak yerine, gerçekten ilgi duyduğunuz, deneyiminizin en güçlü olduğu alanı öne çıkarmak, doğru ağın sizi bulmasını sağlıyor. Ana ağaç da ormandaki her fideye değil, kendi kök sistemine bağlı olanlara kaynak gönderiyor.
Sistem Tarafta: Ormanı Kim Koruyor?
Ama burada tek başına bireysel çabanın yetmediği bir gerçek var. Simard'ın araştırması aynı zamanda şunu gösteriyor. Bir ormanın yaşlı ağaçları kesildiğinde, ağ çöküyor, genç fideler tek başına kalıyor ve hayatta kalma oranları düşüyor. Yani ağın kendisi kadar, o ağı taşıyan zeminin sağlığı da önemli.
Kurumlarda da böyle. Bir çalışanın network kurma çabası, eğer şirket kültürü bunu ödüllendirmiyorsa, eğer takvimde çapraz ekip toplantılarına, mentorluk saatlerine, informal sohbetlere yer açılmıyorsa, tek başına bir arzu olarak kalır. Bir CHRO ile çalıştığımız bir projede fark ettiğimiz şey tam olarak buydu. Şirket çalışanlarına "network kurun" diyordu ama performans sistemi yalnızca bireysel hedefleri ölçüyordu. Kimseye ilişki kurmayı yasaklamıyorlardı, sadece onu görünmez kılıyorlardı. Değiştirdiğimiz şey basitti. Performans değerlendirmesine, çapraz ekip iş birliğine dair tek bir soru eklendi. Altı ay içinde, departmanlar arası bilgi paylaşımı gözle görülür şekilde arttı. Ortam değişince, davranış kendiliğinden değişti.
Yapay Zeka ile Rekabet Değil, Rekaberlik
Bugün bu ormana bir de yeni bir tür ekleniyor: yapay zeka. Çoğu tartışma bunu bir rekabet meselesi gibi kuruyor, insan mı kazanacak, makine mi. Ama Simard'ın ormanında rekabet ile iş birliği aynı anda var oluyordu. Huş ağacı ile Douglas köknarı ışık için birbiriyle yarışıyordu, aynı zamanda kökleriyle birbirini besliyordu. Buna tam anlamıyla rekaberlik diyebiliriz, rekabet ile iş birliğinin aynı ilişkide bir arada yaşaması.
Bence insan ile yapay zekanın ilişkisi de böyle kurulmalı. YZ'yi yenilmesi gereken bir rakip gibi değil, ağın yeni bir düğümü gibi görmek, ondan öğrenmek, ona veri ve bağlam vermek, karşılığında hız ve ölçek almak. Beynimizle, biyolojimizle uyumlu bir iş hayatı kurmaya çalışırken, bu yeni türü de ağın dışına itmek yerine ona bir kök payı ayırmak gerekiyor.
Ormanın bize öğrettiği şey açık. Hayatta kalan, en güçlü tek ağaç değil, en sağlam ağa bağlı olan ağaç. Siz kendi ağınıza son ne zaman bir kök gönderdiniz, şirketiniz o ağı taşıyacak zemini gerçekten koruyor mu?