Hafif Bir Yürek İçin - Betül Kara
Sosyal medyada başlatılan kitap zinciri vesilesiyle hiç tanımadığım birisinden gelecek bir kitabı heyecanla beklemeye başladım. Bildiğim tek şey, eğer zincir kırılmaz ise o yabancının hayatına dokunan, en çok beğendiği kitabın bana gelecek olmasıydı.
Ve sonunda Tom Robbins’in “Parfümün Dansı” ellerimdeydi. Modern edebiyatın en zamansız, en kült romanlarından biri…
Okuyanlar hak verecektir mutlaka. Bu roman sizi tarihten alır, değişik zamanların farklı kahramanlarıyla sizi diyar diyar gezdirir. Hikâyenin ana teması ölümsüzlük arayışıdır. Doğa tanrısı Pan, kendine has o keskin keçi kokusuyla eşlik eder. Yüzyıllar sonra bu arayış buldukları tılsımlı bir parfüm formülünün Parisli parfümcülerle buluşmasıyla neşeli bir şekilde son bulur.
Ölümsüzlük mümkün mü? Elbette değil ama bundan daha önemlisi nasıl yaşadığımız.
Hayallerimizin peşinden koşmayı seçiyor muyuz? Anın tadını çıkarıyor muyuz? Hayatımızda ne kadar neşe, kahkaha var? Sevdiklerimize vakit ayırabiliyor muyuz?
Modern insanın en büyük tuzağı şehirlere sıkışıp kalmak. Sahi, doğa ile ilişkimiz nasıl?
Bu sorulara verdiğimiz cevaplar bireysel ve dönemsel değişiklik gösteriyor olabilir. Bazen daha pozitif bazen daha olumsuz yönde…Ancak asıl önemli olan bu konuların, hayatımızdaki ağırlığını ne kadar fark edebildiğimiz…
İçgüdülerimiz bize neyin iyi geleceğini fısıldıyor ama doğadan uzaklaştıkça bu sesi duymak zorlaştı. Çünkü antik tanrı Pan’ın sesi modern dünyanın gürültüsünde çok cılız geliyor.
Yaşama sevincimiz, hayat enerjimiz, ilişkilerimiz, ilişkilerimizde kim olmayı seçtiğimiz yüreğimizi bazen hafifletiyor, bazen çok ağırlaştırıyor. Kitabın sonuna doğru hayali bir sahne var: Öldükten sonra öteki tarafa geçenlerin kalpleri tek tek tartılıyor. Terazinin bir kefesine tüy, öteki kefesine ise çıkarılan kalpler konuyor. Kalbi tüy kadar hafif olan çıkarsa, ona ölümsüzlük tanınıyor. İsterlerse dünyaya geri dönebilirler.
Bu hikâyenin modern hayattaki karşılığı ne olabilir? Belki korkularımız, zihnimizde taşıdığımız -meli, malı cümlelerimiz, hayata ve akışa güvenmek yerine her şeyi, sürekli kontrol etmeye çalışmamız, geçmişe takılmalarımız, kibrimiz, egomuz, hiç eksilmeyen hırslarımız.
Oysa kalbimizi hafifletmek için bazen sadece derin bir nefes almak, doğanın ritmine güvenmek, biraz daha fazla gülmek ve hayatın karmaşasına neşeyle meydan okumak yetiyor.
Ne dersiniz, hayatı nasıl yaşamayı seçeceğiz? Taş kadar ağır bir kalple mi, yoksa tüy kadar hafif bir kalple mi?