Tetiklenme Tuzağı - Betül Kara

Bazen bir toplantı sırasında iş arkadaşımıza, alışveriş yaparken marketteki kasiyere, bazen evde eşimize, sevdiğimize, annemize ya da arkadaşımıza karşı tetikleniyoruz. Duygularımız bakış açımızı ele geçiriyor ve belki de sonradan üzüleceğimiz tepkileri verirken buluyoruz kendimizi.
 
İş dünyasında kıdemli bir yönetici arkadaşımla konuşurken bu konu gündeme geldi. O gün içinde yapılan bir satış toplantısı içinde defalarca aynı şeyi anlattığı halde satış ekibini ikna etmekte zorlanan bir üst düzey yönetici olarak konuşmamız sırasında kendisini asıl neyin tetiklediğini fark etti. Uzman olduğu konu hakkında sözünün dinlenmemesi ve saygı gösterilmemesi.
 
Tetikleyici, sonradan pişman olacağımız davranışlara neden olan bir uyarıcı. Hepimizin farklı tetikleyicileri var. Değer yargılarımız, geçmiş deneyimlerimiz, durumları veya insanları kontrol etme ihtiyacımız ya da içinde bulunduğumuz kaygı durumuna göre tetikleyicilerimiz farklılaşıyor.
 
Tetiklendiğimizde sanki tehdit altındaymışız gibi yönetimi amigdala ele geçiriyor. Tepkisel davranıyor, öfkeleniyor, öfkemize yenik düşebiliyoruz. “Toplantıda bunu bana nasıl söyler, bu maili bana nasıl atar” gibi kişiselleştirmeler, suçlamalar başlıyor. Bu bir tuzak aslında.
 
İş veya özel hayatınızda sizi neler tetikliyor? David Rock tarafından ilk kez ortaya konulan SCARF modeli bu konuda düşünmek için güçlü bir yol haritası sunuyor.
 
Modele göre bu tetikleyiciler ciddi bir tehdit algısı yaratıyor. Daha önceki yazımda da bahsetmiştim. Eisenberger ve ark. tarafından yapılan bir çalışmada statüdeki bir azalma, beynin fiziksel ağrı ile aynı bölgeleri etkiliyor.
 
A. Statü (Status): Başkalarına göre konumumuzun sarsılması. Örnek: Bir toplantıda fikrinizin önemsenmemesi veya birinin size "üstten" bakması. 

B. Kesinlik (Certainty): Geleceği öngörememe korkusu. Örnek: Önemli bir projede birlikte çalıştığınız iş arkadaşınızın planları son anda değiştirmesi.

C. Özerklik (Autonomy): Kontrolün elimizden alınması. Örnek: Yöneticiniz tarafından sürekli denetlenmek veya özel hayatınızda sizin adınıza kararlar verilmesi.

D. Aidiyet / İlişki (Relatedness): Gruptan dışlanma veya güven kaybı. Örnek: Bir ekip yemeğine davet edilmemek veya bir arkadaşınızın size mesafeli davranması.

E. Hakkaniyet (Fairness): Adalet duygusunun zedelenmesi. Örnek: Sizden daha az çalışan birinin terfi alması.

Arkadaşımın yaşadığı örnekte uzman olduğu konuda sözünün dinlenmemesi, hem Statü (uzmanlık konumunun sarsılması) hem de Hakkaniyet (verdiği emeğin karşılığını görememe) konularına dokunurken, aslında en temeldeki “saygı” değerini ihlal ediyor.
 
Peki bu tuzağa düşmemek için bir tetikleyici ile karşılaştığınızda ne yapacaksınız? Bunu üç kelimeyle özetlemek gerekirse: DUR-DÜŞÜN-İLERLE. Tıpkı trafik lambasında olduğu gibi

Kırmızı: Tetiklendiğini hissettiğin an hiçbir şey söyleme, hiçbir şey yapma. DUR! 

Sarı: Duyguyu etiketle ve nefes al. DÜŞÜN! "Neden şu an bu kadar tepki veriyorum?

Yeşil: Senin için en bilgece cevabı seç ve İLERLE! 

Bu adımlardan en kritik olanı durmak. Bu sayede mesajın amigdaladan ön beyne taşınması için yeterli zamanı kendimize vermiş oluruz. 

Sular durulduktan sonra, o tetiklenmeyi bir hediye gibi ele alın ve kendinizi aşağıdaki basit sorularla nazikçe inceleyin. 

•    Kök nedeni bulmak için: “Bu olay bana geçmişteki hangi tecrübeyi hatırlattı?”
•    Hangi değerim veya sınırım ihlal edildi?
•    Bir dahaki sefere bu sinyalleri vücudumda hissettiğimde neyi farklı yapabilirim?

Sizin en hassas olduğunuz konular neler? Yaptığınızın işin başka birisine mal edilmesi mi, yoksa bir toplantıda fikirlerinizin görmezden gelinmesi mi sizi daha çok tetikler? 

Tetiklendiğimde Victor Frankl’ın meşhur cümlesi gelir aklıma: “Uyarıcı ve tepki arasında bir boşluk var. Ve bu boşlukta yanıtımızı seçme gücümüz vardır, büyümemiz ve özgürlüğümüz yanıtımızda saklıdır.” 

Şimdi….Kim olmayı seçiyorum?